BİYOLOJİK SALDIRI VE SİLAHLARIN TARİHİ!

İnsanlığın tarihi boyunca savaşlardan, kazadan veya diğer etkenlerde dahil olmak üzere sanıyorum ki en çok ürktükleri ve korktukları şey salgın hastalıklardır. Zira savaşlar bir bölgede olur ve eğer siz o bölgeye uzaksanız kendinizi güvende hissedersiniz. Kazalarda ise dikkatli olursanız kazanın sizden uzak olacağını düşünürsünüz…

Ancak salgın hastalıklarda nerden, ne zaman, ne şekilde kapacağınızı asla bilmezsiniz ve her an tehdit altında ki potansiyel birer kurban olabilirsiniz.

Biyolojik maddelerin, bugün bilinen anlamda ilk kullanımı XVIII.. Yüzyılda ABD’de ortaya çıkmıştır. 1754 ve 1767 yıllarında Fransızlar ile ABDA yerlileri arasıdaki savaşlar sırasında, İngilizler tarafından, smallpox virüsü ile kontamine edilmiş battaniyeler Kızılderililere verilerek, çiçek salgını oluşturulmuş ve yerlilerin büyük bir bölümü bu yolla yok edilmişti. Dönemin koloniyel ordusunun komutanı olan General Geogr Vahington, mallpox’in yol açtığı büyük zayiatı değerlendirilmiş ve 06 OCAK 1777 de, tüm ordu mensuplarının aşılanması emrini vermişti. Bu emir üzerine başlatılan çalışmalar uzun sürmüş ve smallpox aşısı ancak 1796 yılında geliştirilebilmiştir.

Biyolojik silahların kullanımına, birinci vi ikinci dünya savaşlarında da rastlanmaktadır. Örneğin birinci dünya savaşı sırasında, müttefik ülkelerin, askeri malzeme ulaştırmasında at ve katırlara olan bağımlılığı almanlar tarafından belirlenmiş ve bu hayvanlara karşı glanders virüsü kullanılarak, biyolojik savaş kampanyası başlatılmıştır.

Biyolojik silahlar ilk olarak Birinci Dünya Savaşı sırasında kullanıldı ve sonrasında yasaklanması ve üretiminin durması ile ilgili uluslararası çalışmalar gerçekleştirildi. Etkilerinin gücünü kestirilmesinin mümkün olmaması ve kullanılan alanda hem askeri hem de sivil halk açısından büyük bir tehlike taşıdığı gözlemlendi. 1925 yılında hazırlanan Cenevre Protokolüne göre, zehir ve diğer gazlar ile oluşturulabilecek her hangi biyolojik silahın savaşlarda kullanılması yasaklanmıştır.

Biyolojik silah olarak bilinmese de geçmişte savaşılan ordunun kampına sızarak, suyunu ve yiyeceğine zehir katmak aslında oldukça eski bir uygulamadır. Böylece askerlerin savaşma enerjisi ve gücünü minimum seviyeye indirerek kesin bir zafer kazanmak mümkün hale geliyordu.

Yakın bir tarihte kullanımı ise belirli bir ırkın neredeyse sonunu getirdi. 1754 yılından başlamak üzere 1767 yılına kadar Fransızlar ve ABDA yerlileri arasında olan savaşlarda, İngilizler doğrudan smallpox virüsü yayılmış olan battaniyeleri Kızılderililere verdiler. Böylece çiçek salgını kapan Kızılderililer hem topraklarını hem de hayatlarını kaybettiler. Hastalığın kendi ordusunda da yayılmasından korkan George Washington, 1977 yılında bütün orduların aşılanmasını emrini vermişti Z

Bu dönem içerisinde Almanları, ABD’nin Maryland eyaletinde özel bir laboratuar kurarak antrax ile glanders organizması ürettikleri ve bu virüsleri ABD’den Fransa’ya, müttefik kuvvetlere gönderilecek 3000 kadar ata ve sığıra enjekte ederek, yüzlerce askeri personelin etkilenmesine yol açtıkları bilinmektedir.

I. Dünya Savaşı’nda zehirli gazların kullanılması, bilimin karanlık tarafını ortaya çıkarmıştı. II. Dünya Savaşı ise tam anlamıyla bilim insanlarının savaşıydı. Amerika, 1941’de gelen Japon saldırısıyla II. Dünya Savaşı’na dahil olduktan bir yıl sonra Aralık ayında Washington’da bilim insanlarının da katıldığı gizli bir toplantı düzenledi. Aldıkları istihbarata göre Almanya, müttefikleri İngiltere’ye biyolojik bir saldırı planlıyordu. İngilizler, Amerikan’ın biyolojik silah desteğini talep ederken Qruinard adında bir İskoç adasında gizli, hayvan deneylerine başlamışlardı. Deneyler oldukça basitti. Havaya şarbon virüsü veriyorlardı, bir kilometre uzaklıkta rüzgar yönünde yerleştirilen koyunlar ise denek olarak kullanılıyordu.

İkinci dünya savaşına bakıldığında, Japon ordusunun, uzak doğunun çeşitli yerlerinde 16 değişik biyolojik virüsleri, farklı yöntemler kullanarak yaydığı ve hatta çinin mançurya bölgesinde, Çinli esirler üzerinde antrax, veba, çiçek, tulaaremi, kolera, kızıl ve tetanos gibi enfeksiyon hastalıklarını deneyip, 10.000 civarında ölüme neden olduğu görülmektedir.

Yine ikinci dünya savaşı sırasında, Rus kuvvetlerinin, Stalingrad muharebesinde alman ordusunu durdurabilmek amacıyla tularemia virüsünü kullandığı, ancak rüzgârın aniden yön değiştirmesi nedeniyle bu saldırıdan, daha çok Rus askerlerinin zarar gördüğü tarihi bir geçekler arasındadır.

1972 yılında 100’den fazla ülkenin katılımı ile imzalanan bakterjolojik ve toksin silahlarını4n geliştirilmesi, üretimi, depolanması ve imhasına dair sözleşmenin yürürlüğe girmesine rağmen, biyolojik silahların geliştirilmesine yönelik çalışmalara soğuk savaş yıllarında devam edilmiş ve bu günümüze kadar süregelmiştir.

Özellikle Rusya ile ABD, bu alandaki kabiliyetlerini örtülü olarak artırmaya devam etmiştir. Nitekim 02.04.1979 tarihinde Rusya’nın sverdlovsk kasabasında bulunan bir biyolojik silah fabrikasında meydana gelen kaza, adet onaylı olan sessizliği bozmuş ve bu olay Rusya tarafından yürütülen gizli çalışmaların, su yüzüne çıkmasına neden olmuştur.

Fabrikanın havalandırma filtresindeki bir bozukluk nedeniyle havaya karışan antrax sporları, 64 ile 104 kişinin ölümüne neden olmuş, Rus yetkili makamları ise olayı, “yiyecek zehirlenmesinden kaynaklanmıştır” açıklamasıyla inkâr etmeye çalışmıştır. Ancak Rusya federasyonu eski başkanlarından Boris Yeltsin, 1992 yılında yaptığı açıklama ile olayın fabrikadaki sızma nedeniyle oluştuğunu ve Rusya’nın biyolojik silahlar sözleşmesini ihlal ettiğini kabul etmiştir.

Tarihsel perspektif açısından, yukarıda özetlenen seyri takip eden biyolojik silahlar, özellikle maliyetlerinin düşük, etkinliklerinin yüksek ve giderek artıcı olması nedeniyle “rogue state” olarak adlandırılan terörist devletlerin yanı sıra, terör gruplarının da ilgi odağı haline gelmiştir. Bu çerçevede anılan silahlara sahip ülkeler listesinde artışlar görülmeye başlanmıştır.

1943 baharında başkan Franklin Roosevelt’in emriyle Amerikan Biyolojik Silah Programı hayata geçirildi. Ülkenin eyaletlerinden biri olan Maryland’de Fort Detrick adlı merkezde, gönüllü bilim insanları maksimum güvenlik tedbirleri altında fareler ve maymunlar kullanarak çalışmalara başladılar. Ancak Fort Detrick’teki bilim insanların bu organizmaların insanlar üzerindeki etkilerini tahmin edemiyorlardı. Bu sırada istihbarat birimleri Japonya’nın bir süredir biyolojik silah çalışmaları yaptığını düşünüyordu. Japon yazışmalarında sürekli olarak Shiro Ishii ve 731. Birim’den bahsediliyordu. Konunun üzerine gittiklerinde çok çarpıcı ayrıntılar ortaya çıktı.

Dünyada, ABD, Almanya, Fransa, Avustralya, Malezya gibi birçok ülkeye yayılan ve ölümlere sebep olan koronavirüsle ilgili çarpıcı bir ayrıntı ortaya çıktı. Koronavirüs salgınına ilişkin 18 Ekim 2019’da New York’ta bir ‘tatbikat’ yapıldığı öğrenildi.

Dünya Ekonomik Forumu ve John Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezi’nin ortaklaşa organize ettiği Event 201 isimli tatbikata Bill ve Melinda Gates Vakfı ev sahipliği yaptı.

İş dünyası, siyaset ve halk sağlığı alanlarında öne çıkan 15 ismin katıldığı tatbikatta, dünyada başlayacak bir yeni tip koronavirüs salgınının olası sonuçlarının değerlendirildiği bir senaryo üzerine çalışıldı.

Tatbikatta kullanılan senaryoda Brezilya’daki bir domuz çiftliğinde başlayan koronavirüs salgını, önce yavaşça Güney Amerika’daki büyük şehirlere yayılıyor ardından havayolu taşımacılığı aracılığıyla Portekiz, ABD ve Çin’e yayılıyor. İlk 1 yıl boyunca aşı bulunamayan senaryo 18 ayın sonunda 65 milyon kişinin öldüğü bir felaket şeklinde sonlanıyor.

Çalışmanın dünayı tehdit eden koronavirüs salgınından aylar önce yapılmış olması “Koronavirüsten haberleri var mıydı?” sorusunu gündeme getirdi.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan organizasyon yönetimi, tatbikatın bir tahmin olmadığını sadece dünyada yayılabilecek ciddi salgınlara cevap verebilmek ve hazır olabilmek adına düzenlendiğini açıkladı.

Tatbikata ilişkin ayrı bir açıklama yapan bir bilim sitesi ise çarpıcı ifadelere yer verdi. Gates Vakfı’nın virüse karşı bir aşı üzerinde çalışması gibi inanılması zor bir ‘rastlantı’ var diyen site, Gates Vakfı çalışmasıyla ilgili şu bilgileri aktardı:

“Bu raporda 18 Ekim 2019 günü New York kent merkezinde yapılan Etkinlik 201’e içeriden bakacağız.

Etkinlik 201, Dünya Ekonomik Forumu ve Bill and Melinda Gates Vakfı’yla ortaklığı olan John Hopkins Center for Health Security’nin ev sahipliğinde düzenlenen yüksek düzeyde bir pandemi çalışmasıdır. Koronavirüsle ilgili pandemik simülasyon çalışması, söz konusu virüsten ötürü Çin’in Wuhan bölgesinde ilk hastalık vakasının bildirilmesinden yaklaşık altı hafta önce yapıldığı için çok şaşırtıcıdır.

Böyle şeylere inanıyorsanız, rastlantının böylesi diyebilirsiniz. Bir diğer etkileyici bağlantı, Bill and Melinda Gates vakfının koronavirüs salgınına ilişkin pandemik simülasyona sadece katılmak ve kurgulanmasına yardımcı olmakla kalmaması, aynı zamanda ölümcül koronavirüs için patent sahibi ve şimdiki krizi çözmek için bir aşı üzerinde çalışmakta olan gruba fon sağlamakta olmasıdır. Burada da inanılması zor bir rastlantı var.”

Tüm bu gelişmelerin ardından Microsoft’un kurucusu Bill Gates’in 2018 yılında söylediği sözler de gündeme geldi. 27 Nisan 2018’de Massachusetts’te bir etkinlikte konuşan Bill Gates,

“Dünya salgınlara, savaşlara hazırlandığı kadar ciddiyetle hazırlanmalı” ifadelerini kullanmış ve küresel salgınları ‘askeri bir silaha’ benzetmişti.

Gates, “Ne zaman olacağını bilemeyiz ama yeni patojenlerin devamlı olarak ortaya çıkışı, artan biyoterör saldırısı riskli ve dünyanın giderek artan birbirine bağlanmış yapısı, yaşam süremizce küresel ve öldürücü bir salgın görme ihtimalimiz olduğunu ortaya koyuyor” ifadelerini kullanmıştı.

Dünya koronavirüsle ilgili gelişmeleri büyük bir endişeyle takip ederken, virüs ile ilgili çılgın bir iddiada ortaya atıldı. Eski bir İsrail askeri ve istihbarat subayı Dany Shoham, küresel olarak yayılan ölümcül hayvan kaynaklı koronavirüsün, Wuhan’da gizli biyolojik silah programına bağlı bir laboratuvarda ortaya çıkmış olabileceğini iddia etti.

Washington Times gazetesinde yer alan habere göre; Wuhan Viroloji Enstitüsü olarak bilinen Çin’in en gelişmiş virüs araştırma laboratuvarı, Çin’de ölümcül virüslerle çalışabileceği beyan edilmiş tek yer. Eski bir İsrail askeri istihbarat subayı Dany Shoham, Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün Pekin’in gizli biyolojik silah programı ile bağlantılı olduğunu söyledi.

Shoham, sözlerini şöyle sürdürdü: “Enstitüdeki bazı laboratuvarlar muhtemelen biyolojik silahların araştırma ve geliştirme kısmı için en azından teminat olarak kullanılıyordur. Ancak Çin’in ana tesisi olarak kullanılmıyor.”

Shoham, “Biyolojik silahlar üzerindeki çalışmalar ikili sivil-askeri araştırmanın bir parçası olarak yürütülüyor ve kesinlikle gizlidir” dedi.

Çin ise saldırgan biyolojik silahlara sahip olduğunu reddetti. Ancak geçtiğimiz yıl yayınlanan bir Dışişleri Bakanlığı raporunda gizli biyolojik savaş çalışmalarından şüpheler ortaya çıkmıştı. Çin Büyükelçilik sözcüsü, konuyla alakalı yorum isteyen bir e-postaya ise geri dönüş yapmadı.

Çinli yetkililer, koronavirüsün kökenini bilmediklerini söyledi.

Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Müdürü Gao Fu, ilk işaretlerin Wuhan’daki bir deniz ürünleri pazarında satılan vahşi hayvanlardan kaynaklanan virüsü gösterdiğini söyledi.

Çin, virüs salgınını kontrol altına almak için 11 milyon insanın şehir dışına seyahatini engellenmesi için Wuhan’a askeri güçler yerleştirdi.

Wuhan Enstitüsü, şiddetli akut solunum sendromuna (SARS),H5N1 influenza virüsüne, Japon ensefalitine ve Dang hummasına neden olan virüsü içeren koronavirüsleri inceledi. Enstitüdeki araştırmacılar, bir zamanlar Rusya’da geliştirilen biyolojik bir ajan olan şarbona neden olan mikrop üzerinde de çalıştıklarını duyurdu.

Shoham, Koronavirüsler (özellikle SARS) enstitüde incelenmiş ve muhtemelen orada tutuluyorlar. SARS, Çin biyolojik silah programına genel olarak dahil edilmiştir ve çeşitli ilgili tesislerde ele alınmaktadır. Enstitünün koronavirüslerin özellikle Çin’in biyolojik silah programına dahil edilip edilmediği bilinmemekle beraber bunun mümkün olduğunu söyledi.

İngiliz gazete Daily Mail’de yer alan bir habere göre ise; Wuhan Ulusal Biyogüvenlik Laboratuvarı, Huanan Deniz Ürünleri Pazarı’ndan yaklaşık 32 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Salgının tesadüfi olup olmadığı merak edilirken, bilim topluluğu ise şu anda virüsün pazardaki hayvan-insan temasıyla mutasyona uğradığını ve insanlara temas ettiğine inanıyor.

Rutgers Üniversitesi’nden Mikrobiyolog Dr Richard Ebright, Daily Mail’a verdiği demeçte, “Bu noktada tesisin salgınla ilgili bir şeyleri olduğu konusunda şüphe uyandırmak için herhangi bir neden yok” ifadelerini kullandı.

Koronavirüs dünya gündeminin en önemli maddelerinden biri haline gelirken, virüsün bir biyolojik savaş çerçevesinde ortaya çıkarıldığı iddia ve yorumları da beraberinde geldi. Yaşanan son gelişmeleri değerlendiren güvenlik uzmanları bu ihtimali güçlendirecek açıklamalarda bulundu.

Geçtiğimiz günlerde Çin’in Wuhan kentinden yayılan ve koronavirüs, dünyada panik havası yarattı. Virüsün ABD’ye ulaştığı kaydedilirken, Avrupa Birliği kurumlarından Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), Çin’de ortaya çıkan yeni tip coronavirüs salgınının AB ülkelerine ulaşabilme riskini “düşükten” “orta” seviyeye yükseltti.

Üst solunum yolu enfeksiyonu ile benzer belirtiler gösteren virüsün Çin’deki yarasa tüketiminden kaynaklı olarak ortaya çıktığı düşünülse de, strateji uzmanları virüsün Çin’e karşı gerçekleştirilen ‘biyolojik bir saldırı’ olabileceği iddiasını gündemi getirdi.

Konu hakkında Yeni Asır’a açıklamalarda bulunan Terör Uzmanı ve Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, “Çin’in açıklaması yarasa tüketiminden kaynaklandığı şüphesi üzerine yoğunlaşıyor lakin daha önce dünyada SARS, H1N1 ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi gibi bir çok hastalığın biyolojik savaş kapsamında laboratuvarlarda üretildiği ortaya çıktı.

Bu virüs de laboratuvar ortamında üretilmiştir. Yarasadan kaynaklı diyorlar ama Çin’de insanlar ilk defa yarasa yemiyor. Asırlardır o topraklarda tüketiliyor. Şüphe verici bir durum. Ben kesinlikle emperyalist güçlerin Çin ile arasında meydana gelen psikolojik, soğuk ve yeni nesil sıcak savaşın ardından şimdi de biyolojik bir savaş ortaya çıktığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Emekli subay, Güvenlik ve Strateji Uzmanı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin AK Partili Meclis Üyesi Erhan Çalışkan ise, “Dünyada büyük bir liderlik savaşı var. Bu savaşta ülkeler silah dışında her şeyi kullanıyorlar. ABD, Çin’i durdurmak için bugüne kadar yaşanan ticaret savaşlarını yavaşlatmaya çalışmaktadır.

Biyolojik savaşa hazırlık için ülkelerin hepsinin laboratuvarları, birimleri var. İnsanların gen haritalarını çıkarıp, kan örneklerini topluyorlar. Sadece bir ülkenin insanlarını etkileyecek virüs yaratma çabaları dahi var. Çin, ABD’nin tahtını sallayan ülke. Bu nedenle ABD, Çin’de aniden ortaya çıkan bu virüsten sorumlu olabilir. ABD’nin, Çin’i durdurmak için sadece ekonomik değil biyolojik savaşı da kullandığını düşünüyorum. Çünkü bu virüs normal bir virüs olamaz” dedi.

Berlin Duvarı yıkılalı iki yıl olmuştu ama Kremlin’de hala orak çekiçli bayrak asılıydı.

İşte o günlerde Dr. Kanatjan Alibekov adında esrarengiz bir bilim adamı on üç kişilik bir Sovyet heyetinin üyesi olarak ABD’yi gezmeye geldi.

Tarih 1 Aralık 1991’di.

Sovyet yetkililer, Biopreparat adlı biyolojik silah ve araştırma kurumu hakkında Batı’da güçlü bir istihbarat bulunduğuna henüz inanmıyorlardı. O yüzden kurumun yardımcı direktörü Dr. Alibekov’un gezisi konusunda içleri rahattı.

Ama 25 Aralık 1991’de Gorbaçov’un istifası geldi ve orak çekiçli bayrak gönderden indirildi.

Bundan iki hafta sonra Dr. Kanatjan Alibekov, ABD elçiliğine iltica isteğini iletti. (Washington’da kendisine mihmandarlık yapanlara sürekli “burada çalışırsam ne kadar aylık alırım?” gibi sorular sorduğu biliniyor.)

Bir başka önemli Sovyet biyolojik savaş laboratuvarı uzmanı Vladimir Pasechnik’i ise İngilizler paketleyip kendi saflarına katmışlardı.

Pasechnik “süper veba” ve “zamanını bekleyen, yani bir tür saatli bombayı andıran virüsler” üzerinde çalışmıştı ve anlattıkları Batılı uzmanların cesaretini kırmıştı. (Bilgiler için Annie Jacobson’un “Pentagon’un Beyni” kitabına bakılabilir.)

erlin Duvarı yıkılalı iki yıl olmuştu ama Kremlin’de hala orak çekiçli bayrak asılıydı.

İşte o günlerde Dr. Kanatjan Alibekov adında esrarengiz bir bilim adamı on üç kişilik bir Sovyet heyetinin üyesi olarak ABD’yi gezmeye geldi.

Tarih 1 Aralık 1991’di.

Sovyet yetkililer, Biopreparat adlı biyolojik silah ve araştırma kurumu hakkında Batı’da güçlü bir istihbarat bulunduğuna henüz inanmıyorlardı. O yüzden kurumun yardımcı direktörü Dr. Alibekov’un gezisi konusunda içleri rahattı.

Ama 25 Aralık 1991’de Gorbaçov’un istifası geldi ve orak çekiçli bayrak gönderden indirildi.

Bundan iki hafta sonra Dr. Kanatjan Alibekov, ABD elçiliğine iltica isteğini iletti. (Washington’da kendisine mihmandarlık yapanlara sürekli “burada çalışırsam ne kadar aylık alırım?” gibi sorular sorduğu biliniyor.)

Bir başka önemli Sovyet biyolojik savaş laboratuvarı uzmanı Vladimir Pasechnik’i ise İngilizler paketleyip kendi saflarına katmışlardı.

Pasechnik “süper veba” ve “zamanını bekleyen, yani bir tür saatli bombayı andıran virüsler” üzerinde çalışmıştı ve anlattıkları Batılı uzmanların cesaretini kırmıştı. (Bilgiler için Annie Jacobson’un “Pentagon’un Beyni” kitabına bakılabilir.)

Peki sonuç nedir, diye soracak olursanız…

Bush ve Avrupa’daki müttefikleri virüsler üzerinden biyolojik savaş çalışmaları hakkındaki bilgilerin sır olarak kalmasında anlaştılar ve öyle de kaldı.

Sadece şu biliniyor: Sovyetlerin bıraktığı yerden ABD ve Rusya çalışmalarına devam ediyor.

Çin mi?

Ürkütücü bir “kara delik” sanki.

Malum, Çin’de ortaya çıkan salgın sonucu 11 milyonluk Wuhan kentinin karantina altına alınması üzerine komplo teorileri ve paranoyaları ortalıkta uçuşmaya başladı.

Devletlerin özünde birer “komplo teşkilatı” halini aldığı bir dünyada hiçbir şeye “hıh, komplo teorisi!” diye dudak bükülemez.

Virüs salgını tesadüfidir, kazadır, olağandır, olağandışıdır…

Hepsi olabilir!

Ama virüsler üzerinden savaş, kıyım, yeni düzenler kurma hazırlıkları tamamen gerçektir.

Yani her vesileyle diyorum ya…

Hiç değilse, nasıl bir dünyada yaşadığımızı bilelim.

Biyolojik silahların kullanılmasıyla ilgili ilk kayıtlar MÖ 6 ncı yüzyıla kadar uzanır.

 Tatar ordusu 1346’da uzun süre kuşattığı (Kaffa kuşatması) Kırım kalesini alamayınca, vebalı insan cesetlerini mancınıklarla kaleden içeriye atarak yol açtıkları veba salgını sonucu

şehiri almışlardır.

 Fransız ve Hint savaşı (1754-1767) sırasında Kuzey Amerika’daki İngiliz kuvvetleri komutanı Sir Jeffrey Amherst Fransız yanlısı Hintlilere çiçek virüsü ile bulaşık battaniyeler; Amherst’in komutanlarında kaptan Ecuyer Amerikan yerlilerine yine çiçek hastalığı virüsü bulaşık battaniyeler ve mendiller hediye etmişlerdir.

 Amerikan iç savaşları sırasında General George Washington kendi birliklerine çiçek aşısı

verirken, karşı tarafa çiçek virüsü vermiştir.

 Birinci Dünya Savaşı yıllarında Alman gizli servis ajanları tarafından Mezopotamya’da 4500

katıra ve Fransız süvari atları ile ABD’nden Fransa’ya gönderilen atlara ruam ve şarbon

hastalığı etkenlerini; aynı yıllarda Romanya’dan Rusya’ya satılan koyunlara müttefik kuvvetler tarafından aynı hastalıkların etkenlerini bulaştırmışlardır.

 1932-1945 yılları arasında işgal altında tutulan Mançurya’da Japon komutanları General

Shiro Ishii ve Kitano Misaji (731 inci birlik) tifo, veba, kolera, çiçek, şigella, brusella vb pek

çok biyolojik silah ürettikleri, depoladıkları ve kullandıkları, esirlerde biyolojik deneyler

yaptıkları, bu deneylerde en azından 10.000 mahkumun öldüğü bilinmektedir.

 ABD, Kanada ve İngiltere 1942-1943 yılları arasında biyolojik silah araştırma programı çerçevesinde İskoçya kıyısındaki Gruinard Adası’nda aerosol şeklinde şarbon sporu saçan biyolojik silah denemesi yapmışlardır.

3

 İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği tarafından ele geçirilen Mançurya’daki Japon

programına katılanlar 12 saha denemesi gerçekleştirmiş, en azından 11 Çin şehrine biyolojik saldırı yapmıştır; bu saldırılarda BHM’ni, gıda maddeleri ve içme sularına bulaştırmaları

yanında, vebayla bulaşık pireler (vebalı-sıçanlarla beslenerek elde edilmişler) aracılığında

uçakla havadan da kullanmışlardır; her saldırıda 15 milyon dolayında vebayla bulaşık pire

atılmıştır.

 Japonlar süvari birliklerini biyolojik silahlar konusunda yeteri ölçüde hazırlıklı olmamaları,

eğitilmemeleri ve bilgilendirilmemeleri sebebiyle, 1941’de Changteh’e yapılan saldırı sırasında 10.000 Japon süvari askeri hastalanmış ve, çoğu koleradan olmak üzere, bunların

1700’ü ölmüştür.

 Almanlar İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazi kamplarındaki esirlere hepatitis A, Plasmodium türleri, Rickettsia türleri enfekte ederek aşı ve ilaç (sülfonamidler gibi) denemeleri

yapmışlar ve 1945’de Kuzeybatı Bohemya’da su depolarını bakterilerle kirletmişlerdir.

 1974-1981 yılları arasında Güneydoğu Asya’daki saldırılarda (yaklaşık 400 saldırı) trikotesenler (sarı yağmur) kullanılmış ve 10.000 dolayında insan ölmüştür.

 Eylül-1984’de Hintli tarikat lideri Rhaghan Shree Rajneeshee Oregon’da self-servis lokantalarında salata barlarına tifo etkeni bulaştırarak, buralarda çalışan veya yemek yiyen 751

kişinin zehirlenmesine yol açmıştır.

 1978’de risin toksini içeren şemsiye-tipi silahla iki Bulgar gizli servis elemanına (Georgi

Markov, Vladimir Kostov isimli) süikast yapılmıştır; bunlardan ilki ölürken, diğer yapılan

tıbbi girişimlerle yaşatılmıştır.

4

 Mart-1995’de Japonya’da “Yüce Gerçek Tarikatı” mensubu bir terörit grubunun Tokyo

metrosuna sarin saldırısı sonucu 12’sinde ölümle sonuçlanan 5500 kişinin zehirlenmesine

sebep olmuş ve tarikat liderinin (Soko Asohara) silah depolarında botulismus toksini, şarbon gibi BHM ve bunları üretme vasatları bulunmuş; Japonya’daki Amerikalılara karşı bunlarla 8 kez başarısız saldırı yapmışlardır. Bu tarikat mensupları 1992’de biyolojik silah

üretmek amacıyla Ebola virüsü örnekleri almak için Zaire’ye gitmişler fakat başarılı olamamışlardır.

 Nihayet, 11 Eylül 2001 tarihindeki saldırıdan sonra Ekim-2001 sonuna kadar ABD’nin çeşitli yerlerinde 4’ü şüpheli 22 şarbon vakası bildirilmiş ve bunların 4’ü ölümle sonuçlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir