BİYOTERÖRİZM VE BİYOLOJİK SİLAH

Biyolojik silah, etik olmayan korkunç bir savaş, mikroorganizmaların askeri güçle birleşmesi..
Gündeme birçoğumuz için yeni gelmiş bir felaket gibi gözükse de kökeni oldukça eski. Zaman içinde gittikçe gelişip kusursuz bir korkuya dönüşüyor olsa da öldürücülüğü ve karanlığı hep aynı sonuca varmakta.


ÖLDÜRMEK -KORKUYLA YÖNETMEK


Tarihini İncelersek ;
General Hannibal, düşman gemilerini alt etmeyi amaçlayarak yılan zehrini kullandı.
1346 yılında ki Kefe kuşatmasında Tatarlara karşı yapay salgın amaçlı, şehre mancınık ile atılan vebalı cesetler.
1756-1757 yılları arasında İngiltere-Fransa savaşında İngilizler tarafından Kızılderelilere dağıtılan çiçek virüsü bulaştırılmış battaniyeler.
Birinci Dünya savaşında at ve sığırlara şarbon ve ruam bulaştırılması.
1915 yılında Almanlar Ruslara karşı veba virüsünü kullandı.
1932-1945 yıllarında Japonya’da 731. Birim adı verilen merkezde biyolojik silah araştırmaları yapıldı, 10 binlerce savaş esirine şarbon-menenjit-kolera-veba virüsü verildi, ve öldürüldü.
1997-1999 yıllarında bazı kurum ve kuruluşlara 50 adet şüpheli toz gönderildi, fakat şarbon degıldı, hedef korkuydu!
11 Eylül saldırlarının ardından, farklı kuruluşlara şarbon gönderildi. 22 kişi enfekte olurken 5 kişi hayatını kaybetti.




Tarihte görüldügü gibi, birçok kişi-ülke-oluşum kolayca toplu kıyım yolunu izleyerek zararsız çıkacakları muhtemel bir savaşa giriyorlar. Ve bazen algı oyunlarıyla korkuyu hedefleyerek kontrol altına almaya çalışıyorlar. Çünkü insanlığı ele geçirebilmenin ilk adımı baskı psikolojisiyle korkuyu beyine enjekte etmektir. Korkunun enjekte edildiği beyin enfekte olmuş bir bedenden daha çaresizdir.

MATEMATİKSEL İLERLEYEN VİRÜS


Ve gözler önünde proje sahiplerinin açıkça ifşa ettiği lakin hala komplo teorisi olarak algılanan corona virüs en azından biraz şüphe uyandırmalı. Matematiksel ilerleyen, başladığı noktadan dünyaya hızlıca yayılıp yayıldığı anda Çin de duran bu virüs tamamen insanın ve nüfusun kontrol edilmesi projesinin küçük bir adımı gibi gözüküyor, hatta şahsımca öyle.
Bazı kesimlerin inatla reddetiği ve önemsemediği bu konunun incelenmesi ve araştırılması belki de kurtuluşu bize ulaştıracaktır.
Aslında gizlenen hiçbirşey yok, tabi görmek istersek. Gündelik hayat sorunlarımız ne olursa olsun konu bizlersek, görmezden gelemeyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Araç çubuğuna atla