İSRAF KÜLTÜRÜ, KAPİTALİZM VE MODERN KÖLELİK!

Sistem, bir bütünlük içerisinde olan şeylere verilen isimdir. Kısacası dünyanın sosyal ve ekonomik düzeni de diyebiliriz. Bu sistem denilen düzenin nasıl bir işleyişi var ki insanlar bunun içerisinde modern köleler haline geliyorlar?

Sistem, önce eksiklik duygusu yaratır. Sonra o eksikliği gidermen için alman gereken ürünü pazarlar. Herkes o üründen almalı ki, almayan kendisinde eksiklik hissetsin.

İnsanın aklına direk şöyle bir soru gelebiliyor. Kimsenin kafasına silah dayayıp borca gireceksin demiyorlar, almak zorunda değilsin, alma kardeşim zorla vermiyorlar ya. Evet, kafamıza silah dayayan yok ama almamız için silahtan daha etkili bir yöntem kullanıyorlar. TELEVİZYON. Bugün dünyada, içinde televizyon olmayan bir ev yoktur her halde. Varsa da çok büyük istisnadır.



Televizyon kanallarının hepsinde ortak yayınlanan bir şey varsa o da reklamlardır. Bir de kamu spotu var ama onun konumuzla alakası yok. Konumuza dönersek, reklamın olmadığı bir televizyon kanalı yok. Bütün gün, bu reklam denen yayınlarla insanlara alışveriş yapmaları gerektiği pompalanıyor. Şurada indirim var burada 1 alana 1 bedava kampanyası var diyerek sürekli alışveriş yapma isteğimiz canlı tutulmaya çalışılıyor. Etrafınızdaki hemen herkes, bu alışveriş tuzağına düştükçe sizde ister istemez o yöne doğru kayıyorsunuz.

Düşünsenize, etrafınızdaki herkeste akıllı telefon var ve siz hâlâ tuşlu telefon kullanıyorsunuz. Bir süre sonra, tuşlu telefon kullanan insanların sayısı azaldıkça, kendinizde bir eksiklik hissetmeye başlıyorsunuz. Ben neden kullanmıyorum ki, benim neyin eksik gibi sorular aklınıza takılmaya başlıyor. Zaten, sistemin sizde uyandırmaya çalıştığı duygu da tam olarak bu.

Sistem, sana akıllı telefon alman için elindeki tüm imkânlarla saldırıyor. Öyle ki almaya kendini mecbur hisseder hale getiriyor. Sadece marka, model ve renk konusunda seçimi sana bırakıyor, sende kendini özgür sanıyorsun. Bu satın alma duygusu sizde kendiliğinden oluşmasa bile, bir süre sonra, etrafınızdaki herkes bir olup o duyguyu oluşturmak için ellerinden geleni yapacaklardır.

Bir arkadaş ortamında telefonunuzu çıkarıp masaya koymaya utanır hale geliyorsunuz. Önceleri imalı bakışlarla başlayan süreç, bir süre sonra, hâlâ o takozlamı geziyorsun, araba kaymasın diye arka tekere mi koyuyorsun gibi şaka yollu laf sokmalarla devam ediyor. Aslında sana laf sokanların hiç birisinin maaşı o telefonu alabilecek kadar değildir ama orada da devreye, yüz yılın icadı (!) kredi kartı giriyor.

Bazen arabaların arkasında yazılar görürsünüz hani,‘’babam sağolsun’’ tarzında. Eskiden, biri size destek olmazsa bir şey almanız zordu. O kişi de ağırlıklı olarak babanız olurdu. Ama artık babaya, dayıya filan ihtiyacınız kalmadı. Arkanızda dağ(!) gibi kredi kartınız var. Paranız yokmuş,maaşınız düşükmüş veya aylardır çalışmıyormuşsunuz hiç problem değil, yeter ki kredi kartınız olsun.

Borç Tuzağı” 1980’lerin başında özellikle Latin Amerika ülkelerinde çılgınca gelişen borçlanma temposunu betimlemek için kullanılmaktaydı. İki petrol krizinin yaşanmış olduğu 1970’li yılların ikinci yarısında Latin Amerika ülkelerinin dış borçları yılda ortalama yüzde 20.4 oranında artmaktaydı… Ta ki 1982’de Meksika’nın borçlarını ödeyemeyerek moratoryum ilan etmesine kadar.

Third World Network iletişim ağının direktörü Martin Khor kapitalist sistemin borç tuzağı hakkında şöyle diyordu;

Borç tuzağı 2008 krizine giden yolda kapitalizmin ayırt edici özelliği oldu. Tüm dünya dış borç stoku toplamı 2002’de dünya toplam gelirinin yüzde 200’ü düzeyinde idi; 2015’e gelindiğinde borç oranı yüzde 225’e çıktı. 2015 itibarıyla 152 trilyon dolarlık bir büyüklük ifade eden bu tutarın ardında 2010 sonrasında geliştirilen “miktar kolaylaştırması operasyonları” ve “sıfır faiz içeren parapolitikaları” yatmaktaydı. Küresel krizden çıkışta gelişmiş kapitalist dünya görece daha yüksek faiz getirisi peşinde koşarken sıcak para akımları Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “yükselen piyasa ekonomilerine” akmaktaydı.

Öyle ki 2013’e değin söz konusu ülkelere giren sıcak para söz konusu ülkelerin milli gelirinin yüzde 1.3’üne ulaşmaktaydı. “Her ne pahasına borç” olanağından beklenen sermaye girişleri ile birlikte ekonomik faaliyetlerin canlanacağı ve küresel ekonomiyi krizden çıkartacağı hesaplarıydı.

Ancak taze fonlar reel ekonomide sabit sermaye yatırımlarına ve emeğin üretkenliğini artırıcı teknolojik dönüşümleri beslemek yerine, borsa hisse senetleri, bonolar, repolar ve finans sisteminin yeni icat enstrümanları aracılığıyla kapitalizmin kumarhane masalarında çarçur edildi.

Bankacılık kesimi dışındaki reel üretici sektörlerdeki şirketlerde de rant masalarına katılmayı çıkarlarına daha uygun buldular. Tüm dünyada reel üretici şirketlerin borçlanması hızla yükselirken sabit sermaye yatırımları gerilemekteydi. 
Nitekim, 2014 ve sonrasında durgunluk koşullarının gelişmekte olan ülkelere de sıçramasıyla birlikte küresel kriz yeni bir dönüşüm gösterdi.

Söz konusu ülkelerde sermaye hareketleri yön değiştirdi ve çıkışa dönüştü. UNCTAD verileri gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını 656 milyar dolar olduğunu tahmin ederken söz konusu oranın bu ülkelerin milli gelirlerinin yüzde 2.7’sini oluşturduğunu vurguluyordu. 


Martin Khor’a göre yaşananlar, yaşanması muhtemel kâbusun habercisi gibidir: Küresel mali piyasalarda ucuz kredinin daralmasıyla birlikte tüm gelişmekte olan dünyada devalüasyonist baskılar hızlanacaktır. Borç yükü arttıkça, borçların çevrilmesi için gerekli fonlar zorunlu olarak “içeriden” karşılanacak; artan sömürünün yaratacağı sınıfsal tepkiler ise yükselen milliyetçilik dalgaları, sosyal ayrımcılık ve hukuk dışı uygulamalar aracılığıyla bastırılmaya çalışılacaktır.

 
Borç tuzağı ve borç bağımlılığı giderek kapitalizmin çirkin yüzünü -hukuk tanımazlığını ortaya dökmektedir. Tüm bu detayları İngiliz Derin Devleti kitabımızda da ayrıntısıyla anlatmıştık. Geniş bilgi için dostlarımıza tavsiye ederiz.

Bu Yazıları Gördünüz mü ?

YENİ DÜNYA DÜZENİ 2. BASAMAK AFGANİSTAN’IN İŞGALİ (BÖLÜM 2)
İkinci bölümde 11 Eylül 2001 tarihinde İkiz kulelere yapılan saldırının ...
ORDU’LAR SOKAKLARA İNDİ! PERDE ARKASINDA BÜYÜK PLAN MI VAR?
Herkese merhaba, Corona Virüs ortalığı yıkmaya devam ediyor... Maalesef Türkiye'de ...
UZAYLILARIN ESRARENGİZ UYDULARI VE GİZEMLİ UYDU KARA ŞOVALYE (BLACK KİNGHT)
Dünyamızın düşünen insanları halen bizden başka zeki yaşam varmı ? ...
Gizemli Tarsus Kazısının Önemi
Türkiye’de son döneme damgasına vurmasına rağmen, doğru düzgün hiçbir açıklama ...
ROCKEFELLER, KATİL SPERMLER’İN PEŞİNDE(!)
  Değerli okuyucu; Bu makale de yer alan yazılar "BİYOLOJİK TERÖR : ...
KUR’AN VE KUANTUM FİZİĞE GÖRE DOĞUMDAN ÖNCE BİLİNÇ!
  Bilim insanları canlılarda yaratılmış olan bilincin nasıl varolduğunu uzun yıllardır ...
YAKLAŞAN KIYAMETİN BİLİMSEL KANITLARI
İslam dini başta olmak üzere hemen tüm inanç sistemlerinde ...
EĞİTİM ÖNCE AHLAK İLE BAŞLAR!
"Egitim kafayı geliştirmek demektir, belleği doldurmak değil" der  Mark Twain.  Nice ...
MESCİD-İ AKSA YIKILACAK SÜLEYMAN TAPINAĞI KURULACAK, DECCAL BÖYLE İSTİYOR!
Yahudi HAHAM Solomon Drabilha şöyle diyordu; “Biz kutsal tepeye çıkamayız, orası ...
ASIL İŞGAL ALTINDA OLAN YER KABE’DİR(!)
Üst Akıl, Siyonizm ve İngiliz Derin Devleti, dinlerin içini boşaltma ...
EVREN GERÇEK Mİ ? HOLOGRAM MI ?
    Şuan elinizde gazeteyi tutuyorsunuz, beyniniz bunu katı bir madde olarak ...
DÜNYA ŞOKTA YENİ BİR SALGIN MI BAŞLIYOR?
Herkese merhaba, daha Corona Virüs belasını atlatamadan şimdi de Hanta ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Translate »
Devamını oku:
Türk Devlet Aklı ve Gladyo’nun Deşifresi

            Türkiye’yi içten içe saran Gladyo yapılanmasındaki hücreler büyük bir kumpas için düğmeye basmıştı. Uyuyan hücreler uyandırılmış ve bu operasyonlarda...

Kapat