Kadın Psikolojisi ve Toplumun Kadınları Anlama Rehberi

“Kadın psikolojisi” kadınların duygu, düşünce ve davranış şekillerini ifade etmektedir. Toplum hem erkeğe hem de kadına belli kalıplar çerçevesinde duygular düşünceler ve davranışlar seçmektedir. Bu kalıpları çerçeveleyen beklentiler kadında ve erkekte birbirinden çok farklı biçimler ve özellikler olarak sergilenmektedir.

Türk toplumunda kadın olmanın anlamı, eşine sadık olmak, çocuklarının ihtiyaçlarına odaklanmak ve çocukların sorumluluğunun büyük bölümünü omuzlamak, yumuşak olmak hem eşe hem de çocuklarına karşı şefkatli olmak, baba ile çocuklar arasında gerekli durumlarda köprü olmaktır. Eşini ve çocuklarını her daim anlaması, hissetmesi, sevgisini eksik etmemesi ve duygu yüklü olması beklenir. Duygu yüklü olmalıdır ancak bunu dahi kendi için değil ailesi için yapmalıdır. Kendi duygularını yaşaması bencillik göstergesi olarak değerlendirilir. Örnek: Ailede eş ve çocuklar mutluyken kadın mutsuz ise bunu yansıtmamalıdır, onu yaralayan her ne ise o anki duygu karmaşasını içerleyerek çoğunluğa ayak uydurmalıdır. Bu örnekte kendince sağladığı fedakârlık ise esasında duygularını bastırmasıdır ve daha sonra farklı olaylar karşısında vereceği sağlıksız tepkilere yol açabilme olasılığını arttırmaktadır.

Kadınlar için şekillendirilen tüm bu özellikler toplumda her bireyin sahip olması gereken değerlerdir. Bu değerler vasıtası ile bireylerin yaşam içerisindeki davranışları olumlu yönde herkesçe desteklenerek daha güzel yaşanılabilir yarınlara adım atmanın yolunu çizer. Ancak Türk toplumu da dahil çoğu toplumda bu toplumsal değerleri belirleyen özellikler sadece kadından beklenilmektedir. Beklentilerin belli bir çerçevede toplanması kadınların bu özellikleri taşımak zorundaymışçasına tüm toplumda bu algı yaygınlaştırır. Toplumca kadından beklenenlere böylece belirginlik kazandırıldı sanılır ve genel olarak bu beklentiler altına girilir. Bu beklentilerden farklı davranan kadınlar ise toplumca hoş karşılanmayarak canavar modeline dönüştürülerek tepki, yargılama ve soyutlanma tepkilerine maruz kalmaktadır. Böylece kadınları anlamakta güçleşir.

Toplum erkekten ise her durumda girişken olmasını, asla olaylar karşısında asla geri planda kalmamasını bekler. Kadından girişken olmasını beklemek bir yana, çekingen olması gereklidir olgusunu savunur. Hatta girişkenlik gerektiren durumlar karşısında kadınların durumları eşlerine havale ederek, erkeğin söz sahibi olması gerekliliğine inanır.

Örneğin; bir alışverişte pazarlıksırasında erkeğin pasif kalması ve kadının pazarlık yapması hoş karşılanmamaktadır. Pazarlığı erkeğin yapması gerektiğine inanılır, kadının mümkün olduğunca pasif kalması beklenilir. Bu beklentilerin ilginç olması yanı sıra daha ilginci ise toplumlarca kadın ve erkeklere belirlenenduygu, düşünce ve davranış kalıplarının büyük çoğunluklarca kabul görüyor olmasıdır. Pazarlık örneğinde ele aldığımız gibi bazı durumlarda kadınların geri planda kalmasının uygun bulunmasını, kadınlarda memnuniyetle sorgulamadan kabul edebiliyor.

Oysaki kadını kadın yapan, duyguları, düşünceleri, insanlığıdır. Her daim anlayışlı olan, yapıcı olan, hisseden ve eşi ile çocuklarının ihtiyaçlarını fark ederek gideren kişinin kadın olması beklenilir. Eşler arasında yaşanan tartışmalarda, idare eden ve alttan alan tarafın kadın olması beklenilir. Toplum hakkını savunan, haklı çıkmaya çalışan, idare etmek zorunluluğu olmadığını bildiren kadınları red etmektedir.

Erkek ve kadın psikolojisinin karşılaştırılması yapıldığında erkek psikolojisi rahat ve özgür temellere dayandırılırken, kadının zorunlu sorumluluklarla bağlandırıldığı görülür.

Aldatmak ve sadakatsizlik denildiğinde anlaşılan erkeğin aldatması ve sadakatsizliği olmaktadır. Kadınınaldatabilme olasılığı bile göz önünde bulundurulmamaktadır. Kadınlarında aldatabilir olmasına rağmen toplum “Kadın yapmaz” düşüncesine inanmak istemektedir. Hâlbuki kadının da aynı yanlışı yaparak doğru yoldan kopma olasılığı vardır. Namus konusunda kadına biçilen rol, erkek egemenliğinin bir sonucudur.

İşte tüm bu toplumun etkisi ile var olan sınırlandırmalar, mecburiyetler, duygu sömürüleri, düşünce inkârları ve davranış kalıpları ile “kadın psikolojisi” oluşmaktadır.

Kadın psikolojisi” erkeğimi düşünmeliyim, her şeyi önceden hissetmeliyim ve önlemini almalıyım, ikinci planda olmalıyım, itaatkâr olmalıyım,sadık olmalıyım,önceliğim çocuklarım olmalı, kendime zaman harcamam bencillik olur” şeklindeki ona zoraki aşılanan kalıplar çerçevesinde hareket etmektedir. Toplum tarafınca da kendine biçilen kalıplar arasında ise eşinden destek bulamadığı süreçte zorlanmaya başlar.

 “Kendime haksızlık mı yapıyorum?” sorusunun cevabını aramaya koyulur. Kendi yaptıklarının karşılığında eşinin yapmadıklarını, sergilediği tavırları ve arayıpbulamadığı desteği düşünür. Erkeğininolumsuz yaklaşımlarının yanı sıra umursamaz tavrı kadına ihmal edildiği ve duygusal kopukluk yaşadığını fark ettirir. Böylelikle kadın gözlemlerine dayanarak farklı açılardan düşünmeye başlar.

Ben bunca fedakarlıkla kendimi eşime ve çocuklarıma adarken eşim sadece evin geçimini sağlıyor. Bana ve çocuklarıma hiç zaman ayırmıyor, benim düşüncelerimi ve fikirlerimi umursamıyor demeye başlar. Kadın toplumun kadına ve erkeğe seçtiği davranış kalıplarının arasındaki adaletsizliği farkeder ve bu kalıpları sürdürmek istemediğinin fark eder.

Bunu anlamış olması elbette kadının psikolojisinde büyük sarsıntılara yer açarak farklı bilinmezliklere sürükler. Böylelikle kendini kontrol edemediği bir öfke patlaması içinde bulur. Toplumun tam da kadına biçtiği değerlere aykırı davranarak, görmek istemediği ve kadında asla katlanamadığı öfke ve isyanı sergiler. Akabinde bu öfkenin anlayışla bağdaşamadığı her an daha çok olumsuz duyguları beraberinde getirerek ciddi anlamda kadının eşinden kopuşuna neden olmaktadır. Erkeğin bu olaylar bütününde gayreti ve yanlışları düzeltme çabası yok ise aralarında kurulamayan duygusal bağ tümüyle kopuş gösterir. Ve ayrılıklar kaçınılmaz hal alır.

Kadın psikolojisi, gösterdiği şefkate, anlayışa, sevecenliğe ve zor durumlar karşısında gösterdiği dirayetli yaklaşımına karşılık bulduğu durumlarda güçlenir. Sağladığı bu güç vasıtası ile ancak toplumun kadına yüklediği psikolojiye kendi bünyesinde hazmedebilir. Aksi halde, kadın hissettikleri karşısında hissedilmediğinde, dinlenmesine karşın dinlenmediğinde kendini kontrol mekanizması altına alarak uzaklaşmaya koyulur.

Genel olarak değerlendirmeler yanı sıra bazı kadınları da diğer kadınlara göre daha anlaşılmaz olabilmeleri konusunda değerlendirebiliriz. Aynı şekilde bazı erkekler de, eşlerinin beklentileri ve ihtiyaç duyduklarının çok açık olmasına rağmen yeterince çaba göstermiyor olabilirler.

Değerlendirmeler neticesinde kadının anlaşılabilir olmasının, erkeğin anlamak için yeterince çaba göstermek gerektiği durumunu fark etmesi ve karşılıklı ön yargılardan uzaklaşarak empati duygusuna yer verilmesi gerekliliğini savunabiliriz.

Erkekler olay ve konu gözetmeksizin her durumlarda mantıklarını devreye sokma alışkanlığına sahiptirler. Her zaman olaylara “çıkış yolu bulunur, hal edilir, bakarız bir çaresine” gibi mantık savunuları ile bakarlar.Ancak kadınları anlamak için mantığın yanında duygusal olarak da kendilerinin geliştirmeleri gerekmektedir. ‘“Ben duyguları zaten biliyorum. Eşim ne zaman üzüldü ne zaman sinirlendi hepsini biliyorum” diyen erkek, eşinde gördüğü duyguları doğru isimlendirse de eşiyle empati yapamaz. Onu hissedemez. Duyguları isimlendirmek ve “Eşim şimdi üzüldü” ya da “Eşim öfkelendi” demek basit bir iştir. Zor olan, eşin olumsuz hissettiği anlarda onu fark etmek, onunlaberaber bu duyguyu hissedebilmek ve onu hissettiğinizi ona fark ettirmektir.Bu yapılanlar vasıtası ile onun iyi olmasını sağlamak yanında onun beklediği gibi destekçi olma rolü de sergilenir. Bunu yapmak mantıktan duyguya geçmek adımı ile sağlanır. Ancak bu geçişi aniden sağlanamaz. Mantıktan duyguya geçişi sağlamak için öncelikle farkında olmak gerekir. Var olan mantık ile hareket etme alışkanlığını kabul etmek bu süreçte atılan ilk ve en önemli adımdır. Eşinizi üzgün gördüğünüz an da “Durduk yere yine başladı, Üzülmesi için ne sebep var ki? Üzülmek için yer arıyor, Her şeye sahip ama yine de mutlu olamıyor.” Diye düşünmek yerine onun için endişelenerek hislerinin anlama çabasına girmek gerekir. Düz mantıkla olaylara bakmak kadını anlamayı imkânsız hale getirir. Çünkü ‘Erkekler olaya ” Benim fikrimi çürüt! ” diye yaklaşırken, kadın ” Beni anla! ” diye seslenir…

Kadınları anlamak için dinlemek gerekir. Kadınların çoğu dinleme hususunda dikkatli ve saygılıdırlar. Dinleyerek anlamaya gayret ederler. Kendilerine de bu nezaketi göstermelerini beklerler. Kadınbu beklentiye geniş bir çerçeve değerlendirerek dinlemediğini anladığı durumlarda kesit olarak değil bütünsel olarak değerlendirirler.Ancak erkeklerin bir bölümü eşleri konuşurken hiçbir zaman dinlemezler.  Dinlenmedikleri durumlarda ise kadınlar kolayca fark ederek, kendilerine önemsenmiyorum ve değersizim değerlendirmesinde bulunabilirler. Kadının değerlendirmeleri, erkeğin önemsizleştirmesi neticesinde ilişkiler arası şiddetli problemlerin oluşumuna, ayrılıklara hatta boşanma risklerine kadar bireyler karşı karşıya kalabilirler. Bazı erkekler ise kadınları dinlerken önemli olduğunu düşündüğü sözlere dikkat vererek, önemsiz bulduğu diğer anlatımlarına kulak tıkarlar. Bu yaklaşım hiç dinlememekten daha dengelidir. Ancak bu yaklaşımdada kadının dinlemediğini fark etmesi durumu sonuçları değiştirmez. Kadın kendini yine önemsiz ve değersiz hisseder. Erkek eşinin hangi davranışlarda nasıl hissedebileceğini tahmin edebileceğine göre, bencillikten sıyrılarak empati çerçevesinde herkesi iyi hissettirebilecek davranışlar sergilemek yerindedir. Böylelikle sağlıklı ve kalıcı bağlar kurabilmektedir.

Çünkü kadınlar eşleriyle ilişkilerinde güçlü ve sarılmaz bir bağ olduğunu hissetme ihtiyacı duyarlar. Erkek psikolojisi için de bağ kurmak önemli bir ihtiyaç olmasına rağmen, bunun bilincine tamimiylevaramayan bazı erkekler, eşlerini ve çocuklarını soyutlayarak kendini tatmin etmeye çalıştıkları egolarını ön planda tutarak yaşadıkları bir hayat kurarlar. Kurdukları bu hayatın gerekçesi olarak da eş ve çocuklarını suçlayarak yaptıkları yanlışında farkında olmasına karşın kendilerini iyi hissetmeye çalışırlar. Suçlamalarında “Ne yaptıysam onlara yetemedim, onları mutlu edemedim” gibi değersizlermiş hissi veren şikayetlere yer verirler. Değersiz hissetmelerinle bağlantılı olarak kendilerine evli olmaları yanı sıra değer verebileceğine inandığı ikinci bir kadına hayatlarında yer vermek ihtiyacı hissederler. Sonucunda evliyken evlilik yapma veya evliyken birden çok kadın ile ilişki yaşama eğilimi gösterirler. Bu davranışlar bağları koparan davranışlar olması ile beraber eşten uzaklaştıran ve aile kavramını değersizleştiren hallerdir. Evliyken başka kadınlara yönelmek yerine erkeğin kendini değersizleştiren konular üzerinde analiz yaparak hastalıklı durumu iyileştirmeye çalışması gereklidir. Bu çaba zamanla problemleri tamimiyle ortadan kaldırarak eşlerin birbirine bağlanmasına yol açar. Zamanla eş ile çocuklara odaklanmayı sağlar. Odaklanma ise evlilik ilişkilerinin gelişimine derin katkılar sağlamaktadır.

Sonuç olarak kadın psikolojisi anlaşılmaz değildir. Ancak yukarıda ele aldığımız olumlu davranışlar göz ardı edilip üstüne üstlük olumsuz durumlara maruz bırakıldıklarında kadınlar anlaşılmaz olabilirler. Olumsuz durumlara maruz bırakılan kadınların anlaşılmaz olması son derece normaldir ve anlaşılamaz olmalarının sorumlusu tümüyle toplumun ona getirdiği psikolojik olgulardır. Toplumda anlamlı, güvene ve derin duygusal bağlara dayalı ilişkiler kurması için kadınların empati ile anlaşılabilir olmaları gerekmektedir. Böylelikle sağlıklı bir toplumu sağlıklı duygular ile inşa ederek, toplumsal cinsiyet olgusunda yeterince eşit değerleri yakalayabiliriz.

Sevgilerimle, Nazlı Aydın.

25.06.2020

Kaynakça

DAMAR, S. (2019, Mayıs 8). Hakkımızda:Serhat DAMAR. Serhat DAMAR Web sitesi: https://serhatdamar.com/kadin-psikolojisi adresinden alındı

TARHAN, N. (2012). Kadın Psikolojisi. Nesil Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir