KUR’AN’A GÖRE DÜNYA DIŞI YAŞAM! KUR’AN’DA UZAYLILAR GEÇİYOR MU ?

Hepimiz biliriz ki öteden beri ‘‘gökler’’ biz insanlara göre kuşlara, atmosfer dışında ise meleklere has bir bölgedir. Fakat buna rağmen Kur’an ayetleri araştırıldığında görürüz ki göklerde yaşamakta olan varlıklar sadece kuşlar ve melekler değildir. Milyarlarca gezegenin bulunduğu evrende kuvvetle muhtemeldir ki başka dünyalar ve o dünyalar içersinde de başka canlılar bulunmaktadır.

Kur’an üzerinde araştırma yapan pek çok kimse görmüştür ki kesinlikle dünya dışında bir yaşamın olmadığına vurgu yapan tek bir ayet dahi yoktur. Oysa buna nazaran göklerdeki kimselerden bahseden birçok ayet olduğu gibi, yine gök halklarından bahseden birçok hadis de bulunmaktadır. Örneğin peygamberimiz miraç gecesi başka gezegenleri de ziyaret ettiği için oralarda yaşam olduğunu bilmekteydi ve bu nedenle oradaki uygarlıkları işaret edercesine şu hadis-i şerifi buyurdu;

“Allah gök ehline (uzaylılara) karşı Arafat halkı ile övünür.”

Bununla birlikte Allah, şu ayetinde göklerde yani başka gezegenlerde canlılar olduğuna işaret etmektedir;

ENBİYA SURESİ / 19

‘‘Ve lehu men fis semavati vel ard.’’

‘‘Göklerde ve yerde kim varsa O’na aittir.’’

İşte bu ayet ve hadisten de anlaşılacağı üzere, göklerde yani dünya dışındaki gezegenlerde de hayat olabileceği ihtimali yükselmektedir. Bununla birlikte Allah yine Kur’an’da gökte ve yerde olan canlıların tümünün Allah’a boyun eğdiklerinden bahseder. Bu ayet bize başka gezegenlerde de Allah’ın hükmünün mevcudiyetini anlatmaktadır. İşte o ayette şöyle buyurulur;

AL-İ İMRAN SURESİ / 83

‘‘E fe ğayra dinillahi yebğune ve lehu esleme men fis semavati vel ardi tav’av ve kerhev ve ileyhi yurceûn.’’

‘‘Göklerde ve yerde bulunan kim varsa, gerek isteyerek, gerek istemeyerek Allah’a itaat ederken, hepsi döndürülüp O’na götürülürken, onlar kalkıp Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar?’’

Görülmektedir ki ister Dünya isimli gezegende olun ister farklı bir gezegende olun Allah’ın hükümlerine orada da uymak zorundasınız. Yine bununla ilgili farklı bir ayette ise şöyle buyurulmaktadır;

ANKEBUT SURESİ / 22

‘‘Ve ma entum bi mu’cizine fil erdi ve la fis sema’, ve ma lekum min dunillahi miv veliyyiv ve la nasîr.’’

‘‘Siz, yerde de gökte de (Allah’ı) âciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz, ne de bir yardımcınız vardır.’’

İşte bu ayetlerden anlaşılacağı üzere, hangi gezegene veya hangi yıldız sistemine giderseniz gidin, Allah oralarda da hüküm sahibi olduğunu bildirmiştir. Yaratılanlar, mensubu bulundukları dini, meskûn bulundukları gezegende bırakamazlar.

 İşte tam burada yukarıdaki ayette Allah konuya son noktayı koymakta ve evrende hiçbir yerde ona tapınmaktan muaf olamayacağımızı bildirmektedir. Zaten Allah evrendeki bütün canlıları yarattığını yine ayetleriyle bildirmekte ve yine ister dünya canlıları olsun ister başka gezegenlerin canlıları olsun, Allah’ın ilahi kanunlarına boyun eğenleri bizlere bildirmektedir.

Kur’an’da yine çok dikkat çekici bir ayet bulunmaktadır ve bu ayette Allah dünya dışındaki varlıkların ve biz dünyalıların Allah’a secde ettiği vurgulanmaktadır. Bilindiği üzere secde ‘‘koşulsuz boyun eğme, teslim olma’’ anlamlarına gelmektedir. Rakamlarla kodlanmış kitap olan Kur’an-ı Kerim içerisinde geçen her ayet aslında yaşadığımız evrenin kriptonik bir sistem deşifresidir.

Tıpkı Kur’an’ın matematiksel bir mucize ile donatıldığı gibi Allah evrende yaratmış olduğu her şeyi de matematiksel olarak kodlayarak yaratmıştır. İşte bu nedenle Allah’ın yarattığı her şey istemeden de olsa bu sistematik kodlama esası gereğince sadece Allah’ı tesbih etmektedir. Ateist bir insan olsanız da ister istemez kodlanmış yaratılış frekansınca kalbiniz ya da diğer uzuvlarınız onu tesbih etmektedir. Bu tesbih evreni kodlayan yaratıcıya bir secde tecellisidir. İşte Allah yarattığı her varlığın ister istemez kendine secde ettiğini şu ayetle bildirmektedir.

RA’D SURESİ / 15

‘‘Ve lillahi yescudu men fis semavati vel ardi tav’av ve kerhev ve zilaluhum bil ğuduvvi vel asâl.’’

‘‘Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a boyun eğer.’’

Bu ayette anlatılan ve “Göklerde” kelimesi ile işaret edilen uzaylı varlıkların Allah’ı tesbihatlarını ilerleyen bölümlerde inceleyeceğiz. Tıpkı göklerdeki gölge sahipleri dahi anan yaratıcının En’am 38’de “her şeyi andık” sözü ile arz’da (yeryüzü) dahi her şeyi andığını anlayabiliriz.

            Örneğin bugün, dünya üzerinde, bilim dünyası ve tarih araştırmacılarının halen daha çözemediği birçok kanıt yer almaktadır. Bunlardan şüphesiz en gizemlisi ise Mısır Piramitleri olarak değerlendirilebilir. Bugün halen daha bu piramitlerin kimler tarafından yapıldığı muamma olarak sırrını korumaya devam etmektedir. Ancak şu var ki Mısır Piramitleri üzerinde yapılan araştırmalar, bu esrarengiz yapıların sırlarla dolu olduğunu ortaya koymuştur. Mısır piramitlerinin yapımı konusunda üzerine fikir yürütülen düşünce, onları dünya dışı varlıkların yani uzaylıların yapmış olabileceğidir.

Nitekim 2 milyon 600 bin dev taş blokların böylesi nizami şekilde dizilebilmesi ve yekpare olarak oraya getirilebilmesi, bugünkü teknolojimiz ile dahi mümkün değildir. Bu nedenle piramitlerin dünya dışı müdaheleler neticesinde oluşturulduğu düşüncesi daha çok kabul görmektedir. Bu durum bize göre de muhtemeldir. Nitekim biz bu konuyu da evrenin kaynağı olan Kur’an’ı Kerim’e dayandırmaktayız. Kuran’ın böyle inanılmaz ve sırlarla dolu yapılara karşı elbette çok dikkat çekici ayetleri bulunmaktadır. Keza, Allah o muhteşem ayetlerden birinde şöyle buyurmuştur;

EN’AM SURESİ / 38

‘‘Biz bu kitapta anılmadık hiçbir şey bırakmadık.”

Buyurarak bize bu öğretilerin Kur’an’da yer aldığını bildirmektedir. Mısır Piramitleri de yapısal bakımdan esrarengiz bir inşaya sahiptirler. Nitekim piramidi inceleyecek olursak;

Piramidin yüksekliği 1 milyar ile çarpıldığında Güneşle dünya arasındaki uzaklıkla aynı sonucu vermektedir.

Piramidin yapım planında sık sık karşımıza çıkan 286,1022 sayısı anahtar sayı olarak kabul edilmektedir. Çünkü bu sayı güneş ve yıldız yılının değerini, güneş ile yeryüzü arasındaki uzaklığı, yeryüzü ile ve yörüngesi arasındaki ilişkiye göre yer çekimi kanununu ve yeryüzü yörüngesinin merkez değişimlerinin sınırlarını belirlemeye olanak sağlamaktadır.

Giza’daki piramit tıpkı Orion takımyıldızının şekli gibi kuşak biçiminde hizalanmıştır.

Keops, Kefren ve Mikerinos Piramitlerinin dizilişleri ile ilgili olarak Orion takımyıldızının kemer yıldızları olan Alnilam, Alnitak ve Mintaka yıldızlarının gökteki konumunun söz konusu piramitlerin dizilişinin izdüşümü olduğu saptanmıştır. Bu üç piramit Orion takımyıldızını işaret etmektedir.

Piramitlerin içersinde ultrason, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

Piramitlerin bazı odalarının içersinde ne olduğu hakkında hala bir bilgi edinilememiştir.

Birçok bilim adamı ve yazar, Giza’daki Keops Piramidinin bugünkü bilim bilgileri ve makinelerle bile yapılamayacağını ısrarla söylemektedirler. Büyük Piramit hiçbir zaman anlaşılmamış olan bir tekniğin ve dehanın gözle görülebilen tanıklığını yapmaktadır.

Büyük Piramit Keops, dünya karalarının tam ortasında bulunmaktadır, inşası sırasında böyle dev bir yapının dünya karalar topluluğunun tam merkezinde oturtulması için yörenin hatta dünyanın uzaydan görünmüş olması gerekirdi. Bu bakımdan ya uzaylılar ya da uzaylıların yetiştirdiği kimseler tarafından inşa edilmiştir. Araplar, büyük piramidin uzaydan gelen ruhlar tarafından inşa edildiğine inanırlar.

Mısır piramidinin böylesine yapısal bir özelliğe sahip olması, günümüz teknolojisi ile dahi mümkün olmazken, onların dünya dışı müdahaleler ile yapılmış olduğu düşüncesi bizce kesinlik kazanmaktadır. Mısır piramidindeki tüm bu esrarengizlikler tesadüf de sayılabilir ancak o zaman Paskalya adasında yer alan ve 220 m. uzunluk ile 155 ton ağırlığındaki heykelleri nasıl açıklayacağız? Böylesine ince ve hassas hesaplar, günümüzün bilgisayar teknolojisi ile ancak hesaplanabilmektedir. Bu da bize bu eski uygarlıklar hakkında şu seçeneği sunar;

Bu uygarlıklar kesinlikle, sözkonusu yapıların inşasında, dış dünyadaki üstün teknolojik özelliklere sahip varlıklardan yardım görmüşlerdir. Peki, Kur’an bu konuda ne diyor? Yukarıda anlatmış olduğumuz esrarengizliklerle ilgili olarak bakın Allah ne buyurmaktadır;

MÜ’MİN SURESİ / 82

‘‘E fe lem yesiru fil erdi fe yenzuru keyfe kane akibetullezine min kablihim, kanu eksera minhum ve eşedde kuvvetev ve asaran fil erdi fe ma ağna anhum ma kanu yeksibûn.’’

‘‘Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti.’’

Bu ayeti kerimesinde Allah, eski uygarlıklarda görülen bu esrar perdesini aralamakta ve onlara verilen imkânı dile getirmektedir. Peki, bu imkânı kullanan varlıklar gerçekten dünya dışı varlıklar olabilir mi?

Bu sorunun cevabı elbette henüz “belki” olarak kalacaktır fakat bu sorunun cevabını bulabilmemiz için öncelikle dünya dışı yaşamı Kur’an ışığında incelememiz gerekecektir. Ne diyordu yüce Yaratıcı?

EN’AM SURESİ / 38

“Biz bu kitapta anılmadık hiçbir şey bırakmadık.”

Kur’an’da bildirdiğildiği üzere Allah, uzaylı diye tabir ettiğimiz canlıları da anmıştır. Şimdi kutsal kitapta metabolizma ve yaratılış bakımından bize benzeyen varlıkların anılması muhtemel olan ayetlere bir göz atalım;

NAHL SURESİ / 49

“Göklerde ve yerde bulunan dabbeler ve melekler hiç büyüklenmeden Allah’a secde ederler.”

Kur’an’ın bilimsel pencereden yorumuna bakıldığında, gök kelimesini ‘‘uzay’’ olarak okuma gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu durumda ise Allah’ın, söz konusu ayette ‘‘dünyanın dışındaki semalardan’’ bahsettiğini görürüz. Nitekim ‘‘melekler ile dabbe olarak isimlendirilen canlıları’’ aynı ayet içinde anması, bunun işareti olarak düşünülebilir. Peki, Allah’ın dabbe olarak andığı bu canlı türü nasıl bir varlıktır?

İnceleyelim;

Dabbe kelimesi mana itibariyle birçok müfessir tarafından “akıl sahibi canlı varlık” tanımlamasıyla açıklanmıştır. Kur’an diline göre ise dabbe ve melek kelimeleri okunuşları açısından farklı şekillerde harekelenmiş, bu sebeple de bu iki canlı türünün ayrı yapıya sahip iki farklı yaratılmış olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır.

Netice itibari ile dünya dışındaki yaşamı devam ettiren bu iki tür varlık, Allah’ın dünya dışı yaşamı işaret etmesinin yanı sıra dabbe isimli varlıkların da tek ve büyük yaratıcıya secde ettiklerini vurgulayarak, oradaki yaratılmışların da din ehli olduğunu ortaya koymaktadır.

Ünlü müfessir Zemahşeri ise dabbe kelimesinin ne olduğu konusunda “Uzayda insan gibi adım atıp yürüyen varlıklar” tanımını kullanmıştır. Bununla birlikte, Kur’an’da geçen anlamı garapi olan kelimeler üzerine araştırma yapmış olan Ragıp el-isbahani ise “debb” fiili üzerinde durmuş ve bu kelimenin ‘‘yavaş yürüyen ve hareket eden varlıklar’’ olduğunu dile getirmiştir.

Kur’an’da geçen dabbe kelimesi için bazı müfessirler ise farklı açıklamalarda bulunmuş ve bu kelimenin melekler ile aynı ayette anılmasından ve meleklerin de kanatlı olmasından dolayı kuş olabileceklerini dile getirmişlerdir. Oysaki Kur’an’daki başka bir ayet ise bu görüşü çürütmeye yetmektedir. Söz konusu ayet ise şöyledir;

EN’AM SURESİ / 38

“Yerde yürümekte olan hiçbir dabbe ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş hariç olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmettirler. Biz bu kitapta anılmadık hiçbirşey bırakmadık. Sonunda hepsi rablerinin huzuruna toplanıp getirileceklerdir.”

Bu ayette Allah dabbeleri kuşlardan direkt olarak ayırmış, böylelikle dabbelerin kuş olma ihtimali hiç kalmamıştır. Ayrıca Allah dabbelerin uçucu olmadığını ve yine yürüyen varlık olduğunu da yukarıda verdiğimiz ayetlerle ortaya koymuştur. Nitekim Allah daha önceki ayetlerde, hem melekleri hem de kuşları dabbeden ayrı olarak sınıflandırmıştı. Buradan anlaşılıyor ki dabbeler kuş, melek ve cin gibi uçtuğunu bildiğimiz canlılarla aynı kategoriye dâhil değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir