Kapat

MEVLANA’NIN PARANORMAL OLAYLARI!

Herkese selamlar videoya geçmeden önce önemli bir hatırlatma yapmak isteriz. Bu video Mevlana kısa belgesel serimizin 3. bölümüdür. 

Bu bölümü izlemeden önce mutlaka diğer iki bölümü izlemenizi öneririm. 

Mevlana Celaleddin’i Rumi, islam mistizmiinde mihenk taşlarından biridir. Zaten Sufilik kültürünün içinde olan pek çok alimin de parapisişik yetenekleri olduğu gözlemlenmiştir ki Sufilik kültürü içinde bu çok normaldir. 

Ancak burada önemli bir detay var… 

Pek çok kimse parapsişik yeteneğini gizlemeyi tercih ederken, Mevlana gizlemek şöyle dursun, aleni olarak da başkalarının şahit olmasını istemiştir… 

Bu etrafında bulunanlara Allah’ın ilahi sisteminde çok farklı dünyaların da olduğunu bilmelerini sağlamak ve imanlarını güçlendirmek için mi yapılmıştır bilemiyoruz. 

Lakin yaşamı boyunca ortaya çıkan pek çok doğa üstü olaylara etrafında ki pek çok kişinin de şahit olduğu en bilinenlerden bir tanesi… 

Ancak şunu da ifade etmek de fayda var ki, bu tür tezahürler sadece Mevlana’da değil, öğrencilerinde de bir çok kez görülmüştür… Yani bu aslında yaşanılan tekamül sürecinin ortaya çıkmış doğal halinden başka bir şey değildir… 

Bizler alışık olmadığımız için bizlere garip geliyor olabilir ancak bu ateş içinde yanan için ateşin alevinde ki renk ve coşkunun hiçbir önemi yoktur. 

Bugün modern bilimde açıklanmaya çalışılan pek  çok olay aslında İslam alimleri tarafından defalarca gerçekleştirilmiştir. 

Örneğin Telekinezi bunlardan bir tanesidir… Telekinezi modern bilime göre maddeleri kendiliğinden hareket ettirebilme yeteneğidir ve bugün hale günümüzde pek çok kişi beden dışı aura enerjisi ile maddeleri küçük de olsa hareket ettirebilmektedir. 

Mevlana’da babasının ölümünden sonra kahırlara bürünmüştü, babası ona çok şey öğretmişti ve ölümüne oldukça içerlemişti… Ama diğer taraftan o ölümü Allah’a kavuşmak olarak görüyor ve babasının Allah’ı çok sevdiğini bildiği için o sevdiğine, biricik sevgilisine kavuştu diyordu… 

Ve sonra bir gün bir elçi çıka geldi dergaha… 

Bu gelen elçi Halep Beylerbeyi Kemaleddin Bin Al Adim’di ve Mevlana’nın namını duymuş tanışmak istiyordu… 

Gönderdiği bilgi de, ben sizin ayağınıza gelmek isterim lakin ben gelirsem kendim ve bir kaç talebem ile geleceğim ancak onun yerine ben sizi buraya davet ediyorum çünkü ben gelirsem bir kaç kişi sizin ilminizden faydalanacak ancak siz gelirseniz burada büyük bir iştah ile sizin deryanızdan içmek isteyen yüzlerce kişi var diyordu… 

Bu sözler Mevlana’yı oldukça etkilemişti… 

Yola koyuldular… 

Halep’de bulunan Halaviye Medresesine yerleşirler… 

Mevlana bir süre ders verir orada ki talebelere ve Beylerbeyi Kemaleddin Bin Al Adim de onu muazzam bir ilgiyle misafir eder… 

Mevlana artık dönmek ister ama gitmesine izin vermezler ve biraz daha kalmaları için rica ederler… 

Yoğun ısrar karşısında Mevlana bir süre daha kalmayı kabul eder… 

Ancak bir kaç gün sonra ilginç bir şey olur… 

Bir sabah erkenden, Halaviye medresesinde talebelik yapan bir öğrenci grubu Beylerbeyi Kemaleddin efendinin kapısına dayanır… 

İzin verilir, içeriye alınırlar… 

Talebelerin anlattıkları karşısında Beylerbeyi Kemaleddin efendi şok olur… 

Öğrencilerin iddiasına göre Medrese’de gece kapıcısı, yani gece bekçisi vardır… 

Yaşlı adam her gece Mevlana’nın düzensiz olan saatlerde yani bir gün üçte bir gün beşte, bir gün gece yarısı iki de odasından çıktığını ve kaybolduğunu söyler… 

Tutamamıştır dilini yaşlı adam… 

Beylerbeyi Kemaleddin efendi bunları duyunca “o büyük bir alimdir, gece huzurun vaktidir, zikir vaktidir, siz derslerinizle ilgilenin ben biliyorum” diyerek öğrencileri gönderir… 

Ama içi içini de yer aynı zamanda… 

Aynı günün akşamı hemen kapıcının yanına gider ve olan olayları birde ondan dinler… 

Gerçekten de Hazreti Mevlana, her gece belirsiz bir saatte çıkıyor ve ortadan kayboluyordur… 

Bekçi olan yaşlı adam, acaba genç öğrencilerden biriyle fazlaca anlaştı, samimileşti de ona gece gidip özel ders mi veriyor diye sormuştur. 

Beylerbeyi Kemalettin, dur bakalım şimdi anlarız diyerek yanından ayrılır… 

Beylerbeyi Kemalettin efendi Mevlana’nın odasını gören bir yere saklanır, uzun bir süre bekler ancak neredeyse sabah olmak üzeredir içeriden hiç kimse çıkmadı diye umudunu yitirdiği sırada kapı açılır… 

Mevlana usul ve sakin adımlarla dışırayı çıkar… 

Merdivenlerden iner ve medrese kapısına geldiğinde Kemalettin efendi gözlerine inanamaz şok olmuştur… 

Daha Mevlana kapıya yanaşırken kapı kendilğinden açılmıştır. Mevlana kapıya dokunmayı bırakın, yaklaşmamıştır bile ama kapı kendiliğinden açılıvermiştir… 

Dahası Mevlana çıktığında, kapı yine kendiliğinden kapanıvermiştir. 

Kemalettin efendi hemen koşar ve kapıyı açarak takip etmek ister ama nafile, kapıyı defalarca zorlamasına karşılık kapı asla açılmaz… 

İçeride kalır… 

Aradan bir süre geçtikten sonra kapı açılır etrafa bakar ama kimseyi soramaz, dış kapının orada bekleyen bekçinin yanına koşar bekçiye sorar ama bekçi hiç kimsenin çıkmadığını söyler… 

Beklemeye koyulur, yine ilk saklandığı yere saklanır ve bekçiye de tembihler medresenin ön kapısını gören bir yerde beklemesini, Mevlana girerken kuş sesi çıkarmasını söyler… 

Başlarlar beklemeye… 

Ama nafile gelen giden olmaz… 

Ve nihayet gün ağarır, sabah ezanı okunmaya başlar… 

Ezan başladığında Mevlana’nın odasını kapısı açılır… 

Açılır açılmasına da içeriden hiç kimse çıkmaz… 

Bir süre bekler Kemaleddin Efendi, yahu şeyh çekti gitti geri gelmedi, odasında kim var ki diye merak ediyordur ki karanlığın içinden bir adam görünür… 

Mum aydınlatmalarının asılı olduğu yere geldiğinde içeriden çıkan kişinin Mevlana olduğunu görür… 

Beylerbeyi ikinci şoku yaşamıştır… 

Nasıl olmuştur bu ?

Oysa bir kaç saat önce yine Mevlana’nın odadan çıktığını, kapıların kendiliğinden açıldığını ve geri dönmediğini gözleri ile görmüştür… 

Ama şimdi yeniden odadan çıkmıştır… 

Aslında Beylerbeyi Kemalettin Efendi’nin bu olayı, iki şekilde açıklanabilir… 

Birincisi Telekinezi, ikincisi tayyi mekan… 

Tabi bu telekinezi konusunda ki ilk esrarengiz olay değildir… 

Örneğin Muinüddin Pervane efendi Mevlana’yı çok seven alim zatlardan biriydi, bir gün bir meclis düzenledi ve alimler bir araya gelerek Allah için sohbet edelim bilgilerimizi paylaşalım birbirimizden faydalanalım diye düşündü… 

Meclise de çevre diyarlarda ki bazı alimleri çağırdı… 

Yaklaşık 15 kadar alim gelmişti… 

Tabi o zamanlarda aydınlatma, elektrik vesaire yaygın kullanılmadığı için ışık yoktu… 

Her gelen kendi mumunu getiriyordu meclise… 

Ancak alim sıfatıyla gelenlerin hepsinde kocaman kocaman mumlar vardı… Muinuddün Pervane hazretleri “biz bu alimleri çağırdık ama onlar mum yerine kendi egolarını getirmişler” demişti manzara karşısında.. 

Çünkü alim sıfatıyla gelenlerin pek çoğu adeta birbiriyle yarışır şekilde ellerinden geldiğinde büyük mum getirmişlerdi… 

Ve nihayet mevlana da geldi meclise…

Elinde küçücük bir mum, adeta günümüzde kullandığımız pasta mumları kadar minik bir mum ile oturdu ve önünde yaktı mumu… 

Her alim kendi büyük mumunu önünde yakıyordu gelenek böyleydi… 

Mevlana’yı görenler şaşırdı ve kendi aralarında konuşmaya başladılar… 

En sonunda içlerinden biri dayanamadı… Efendi, sizin namınızı duyduk, Mevlana derler size, koca alimsiniz heybenize koya koya karınca kadar mum mu koydunuz? diye sordu… 

Mevlana gülümsedi ve bu bizim küçücük hakirce gördüğünüz mumumuz, sizin büyük mumlarınızın özüdür. Eğer kabul eylemezseniz bakın… 

Mevlana oturduğu çemberde ki alimlerin her biriyle arası en az bir metreydi ve bu sözden sonra usulca üfledi… 

Tüm mumların hepsi söndü… Biri hariç… Hakir gördükleri Mevlana’nın mumu yanıyordu sadece diğerleri sönmüştü… 

Herkes şok oldu… 

Ortalık bir anda karıştı, tıpkı peygamberimize söyledikleri gibi ona da sihir yapıyor deseler de mevlana tekrar üflediğinde tüm mumlar yandı… 

Ve sonra onlara anlatımlarda bulundu… 

Sabaha kadar devam etti sohbet ve sabah ışıdığında tüm mumlar erimiş bitmiş ama mevlana’nın karınca kadar mumu yanmaya devam ediyordu… 

Aslında bu da telekinezi sınıfında anılacak olaylardan bir tanesiydi… 

  İmam İhtiyareddin hazretleri de Mevlana’nın yanında iken ilginç bir olay yaşamıştır, birlikte bir medreseye vaaz vermeye giderken Mevlana hazretleri önde İmam İhtiyareddin hazretleri arkada yürümeye devam ediyorlardır… 

Bir süre sonra İmam İhtiyareddin bayılır ve düşer… 

Yanında başkaları da vardır geriden gelen ve hemen sarılırlar kaldırırlar… 

Herkes yorgunluktan olduğunu sanmaktadır… 

Gözlerini açtığında, çok yorulduğunu o yüzden bayıldığını söylerler ama imam hayır bu yüzden değil ben onun yani Mevlana’nın tam arkasındaydım bir ara onun havada yürüdüğünü gördüm ve bu şaşkınlık ile şok geçirdim der… 

Aslında bu Mevlana’nın ilk havada yürüme hadisesi değildir…. 

Şam’da bulunan Mukaddemiye medresesinde ders vermektedir…. 

Dersi ise oldukça büyük olan ve düz olan bir zemini bulunan, medresenin çatısında veriyorlardır… 

Mevlana öylesine derse dalmıştır ki, içten içe anlatıyordur ki, elleri arkasında bağlı bir o tarafa, bir bu tarafa volta atıp duruyordur… 

Bir ara çatının ucuna kadar gelir, tüm öğrenciler heyecanlanır çünkü bir adım atsa ayağı boşluğa gelecek ve düşecektir ki o adımı atmadan geri döner… 

Bu kez diğer uca gider ve tekrar geri gelir… 

Az önce uçtan döndüğü için öğrenciler heyecan yapmaz hesaplıyor herhalde diyerek suskun kalırlar ama bu kez mevlana tam üç adım çatının kenarını geçer ve havada adım atar, tekrar havada dönerek normal yürüyor gibi çatıya dönerek anlatımına devam eder… 

Üstelik bunu bir kaç kez tekrarlar… 

Modern bilim buna Levitasyon diyor, yani görünürde hiç bir fiziksel etken yok iken, insan veya eşyanın yer çekimi kuralları dışına çıkarak havada asılı kalması veya havada hareket etmesi… 

Bu durum Mevlana’ya sorulduğunda kuş uçuyorda insan niye uçmasın, maharet kanatta mı sanarsın demişti… 

Yani maharet kanatta değildi, uçma ilmini bilmekteydi… 

Ki günümüzde yerden bir kaç santim havaya kendini kaldırdığını söyleyen kişiler olduğu gibi, geçmiş dönemlerde şamanlarda da oldukça görülen veya söylenen bir durumdu… 

Hazreti Mevlana’ının modern bilimin telekinezi veya Levitasyon dediği bir çok paranormal olayı bir çok şahitin gözleri önünde gerçekleşmiştir… 

Belki bu videomuzda sadece hazreti Mevlana’nın gizemli yaşamını bir kaç bölümde anlattık ama bir çok İslam aliminde de ve keza peygamberlerde de insanın akıl sınırlarını zorlayacak ilginç olaylar cereyan etmiştir… 

Asıl mühim olan bunları onların nasıl yaptığı değildir… 

Asıl mühim olan bizim neden yapamadığımızdır… 

Zira Alllah’ın ilmi bir çeşmedir… 

Biz içemiyorsak ya kabımız yoktur, ya nasibimiz… 

Bence asıl merak etmemiz gereken bu olmalıdır… 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: